islam, dini, bilgi, din, allah, muhammed, fatiha, kuran, ku'an, kerim, meal, tefsir, türkçe, kaynak, hazret, hazreti, hz, hadis, ilah, ilahi, dua, iman, ibadet, mübarek, sözlük, namaz, oruç, zekat, hacc, hac, kıssa, kurban, fitre, sadaka, kıyamet, kerahet, kerahat, cenaze, cemaat, kılmak, tesbih, zikir, makale, sesli, yayın, peygamber, fıkıh, tasavvuf, sofi, ilim, alim, müslüman, müslümanlık, mü'min, mümin, hayır, şer, şerr, iyilik, kötülük, emir, yasak
Dînî bilgilerin yer aldığı, geniş içerikli kaynak bir site..
"Hizmet Edene Hizmet Edilir. Çünkü Hizmet Nimettir !"
GAVS-I SANi (k.s.) Hz.


Hadis-i Şerif
Kıssa
Makale
Dînî Sözcük
Dînî Resim 445
Haber List Üyesi
Online Ziyaretçi 1
Bugünki Ziyaretçi
Toplam Ziyaretçi


Ana Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Arkadaşına Öner
Ziyaretçi Defteri
Hakkımızda
Görüş ve Önerileriniz
Haber Listemize Katılın
Hata Bildirim

Bismillahirrahmanirrahim * Rahman ve Rahim (olan) Allah'ın adıyla * Bismi Allah Er-Rahman Er-Rahim
ARAMA - SESLİ YAYIN : Ana Sayfa : Hakkımızda :: Ziyaretçi Defteri : Site Haritası : Haber Listesi : Destek : Üyelik : İletişim
SÛRE-İ YÂSÎN (36.sûre) Meâl-ı Şerifesi :      
Îmân

Îman, inanmak anlamındadır. Allah'ın varlığına, birliğine ve onun gönderdiği herşeye inanmak dini birer şarttır.
Dini şartlarımızı incelemek için burayı tıklayabilirsiniz. Bu şartlar Âmentü'yu oluşturur ki şöyledir: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahirete, kaza ile kadere ve bunların Allah'tan olduğuna inanmaktır.

Bir kişinin îmânı kuvvetli olursa takva sahibi olur. Allah'tan korkma vasfına girer ki, kurtuluşa erenler Allah'tan korkan kişiler ve ibadet edip iyi amel işleyen insanlar olacaktır. Bu yüzden, Allah kelâmı(sözü) duyulduğu zaman ona eşlik etmek, gerekli saygıyı göstererek onu dinlemek gerekir. Bunun dışında, gönderdiği kitaplara inanmak farzdır. Bilindiği gibi yeryüzüne en büyük dini kitap olarak Kur'an-ı Kerim Allah'ın izniyle 23 yılda indi. Bu, düşünenler için ibret verici bir hadisedir. İnmesinde bile fazilet vardır. Çünkü Allah'ın sabrı hiçbir yerde, hiçbir kimsede yoktur. Kur'an-ı Kerim indi. Ancak şöyle düşünceler de var. O yılda indi ve o yıllara geçerlidir. Şimdi üzerinden asırlar geçmiş, onun hükmü kalkmıştır diyecek inkâr yoluna girişenler vâr olabilir. Ancak onun bu hükmü kıyamete kadar geçerli olduğundan hiçbir canlı inkâr edemez. Edenler ise kâfir olurlar. Ayrıca, bu Kur'an Araplara indirildi, diyerekte reddetme yoluna gidenlerde vâr olabilir. Bunun izâhı ise şöyledir, ancak bu gibi reddetme düşünceleri ve savunlamaları câhillikten ibarettir. Kur'an-ı Kerim, âlemlerin efendisi olan Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimize gönderilmiştir. O da bir insandır. Siz diyelimki hiç "Türkçe" bilmeyen kişiyle konuşsanız elbetteki sizi anlamaz. Allah da, bu Kur'an-ı en iyi anlayan kişiye gönderdiği zaman "Arapça" dili ile indirdi. Çünkü peygamber efendimizin yaşadığı o değerli kutsal topraklarda "Arapça" konuşuluyordu. Bu arada lisan(dil) sözünü etmişken şunuda belirtmekte fayda var. Allah katında dilin önemi yoktur. Yani siz hangi dilde ne söylerseniz söyleyin, Allah sizin ne dediğinizi bilir. Bırakın onu-bunu, sizin gönlünüzden geçeni, içinizden söylediklerinizi, yaptığınız her hareketi, hiçbir kişinin görmediği yerde bile (yerin dibinde,semâ üzerinde) olsanız bile Allah sizi görür ve işitir. Yani Allah'ın cemâlinden hiçbir şey kaçamaz.
 îmânı koruyan 6 adet unsur vardır ki bunlar şöyledir:
  1. Farzlar
  2. Vâcipler
  3. Sünnetler
  4. Müstehaplar
  5. Menduplar
  6. Nâfileler

Anlamlarına Bkz.  Farz, Vâcip, Sünnet, Müstehap, Mendup, Nâfile
îmânın 3 ana direği vardır. Eğer bunlar yıkılırsa (yani yerine getirilmez ise, uygulanmaz ise) îmân kaybedilmiş, zedelenmiş olur. Bu 3 direk Farzlar,Vâcipler ve Sünnetlerdir. Vâcipler aynen farz kabul edilerek uygulanır. Yani farzmış gibi kabul edilir. Sünnetler ise, yerine getirilen ibâdetin sağlama alınmasını sağlar ve geniş bir mevkiiye, alana yayılır. Çünkü biz, sünnet yoluyla farzları kavrıyoruz. Bâzı ibâdetlerde sünneti terk etmek mekruhtur. (Bkz. Mekruh)
Diğer 3 unsur, Îmânı kuvvetlendirmek, dereceyi yükseltmek için uygulanır. Zâten îmân kuvvetlenmeye başladığı zaman bu unsurlarada yavaş yavaş ihtiyaç duyulacağı bir gerçektir. Unutmayalım ki biz bu dünyaya ibâdet etmek için geldik. Îmân edebilmemiz için de bu unsurları yerine getirmek gerekir. Çünkü bu unsurlar birer ibâdettir. Farz ibâdetler, vâcip ibâdetler, sünnet ibâdetler vs. gibi...

İman, bir bütün olduğu halde kuvvet yönüyle üç kısımdır:

1- Dinin hükümlerini bilmeyen, ana-babasından gördüğü gibi ibadet eden, inanan kimsenin imanına taklid-i iman denir. Böyle kimsenin imanının gitmesinden korkulur.

2- Dinin hükümlerini yani farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh ve müfsidi ilmihalden öğrenip amel eden kimselerin imanına, iman-ı istidlâli yani delil ile anlayarak bilmek denir. Böyle kimselerin imanı kuvvetlidir.

3- Ariflerin imanıdır. Herkes dinsiz olsa, onun kalbine asla şüphe gelmez. Onun imanı peygamber imanı gibidir. Buna iman-ı hakiki denir.

Buna göre Taklid-i İman, dini hükümleri tam anlamıyla bilmeyen sadece gördüğü duyduğu şeyleri uygulayan ve öyle devam eden kimselerin dini inanışıdır. Bakınız bu inanış dinin parçalanmasını değil inanış kuvvetini belirler. Bu iman-ı taklid döneminden halen geçmekte olanlar ve geçmiş olanlar da vardır. Bu dönemde olan kimse imanı zayıftır her an imanın gitmesi söz konusu olabilir tehlikede olabilir. Ancak kesinlikle kötü yolda denemez, çünkü bu evreden geçmeye ve üst kademeye ilerlemeye çalışıyor. Şayet bu devrede takılıp kalırsa zayıf bir imana sahip olur. Bu evreden kurtulmak için daima araştırıp okumak, dini bilimlerde bilgi sahibi olmak gerekir. Zaten dini ilimler, kişi üzerinde arttıkça bu gibi açıklamaları anlama kabiliyeti ve hatta yanıtlama kabiliyeti doğar. Tabiiki bu cevaplandırmalarda yetmez, ilim için çırpınıp durur. İşte Allah(cc) derki: "iyilikte birbirinizle yarışın!" İmanın sıdk (yani doğru ve sağlam) olması için akla değil hükümlere uymak gerekir. Bir dini hükmü akıl almasa dahi onu kabul etmek şüpheye düşmemek gerekir. Ancak o hükmün ilkönce doğru olup olmadığı araştırılır. Eğer hüküm doğruysa, aklın hükmü değil, dini hüküm (şeriat) kabul edilmeli.

Biz ona(Allah'a) dayandık, ona güvendik ve sadece ondan medet umarız. İyiyide, kötüyüde, kazayıda, kaderide yazan odur. Allah'tan başka (tapılacak) ilah yoktur. Nitekim Kur'an-ı Kerimde Allah-ü Telâlâ'nın en çok öfkelendiği hareketlerden biriside, insanların Onu (Allah'ı) bırakıp kendilerine hiçbir fayda vermeyen putlara tapmalarıdır. Bununlada kalmayıp insanlar zamanın akışıyla kendi benliklerini unutmuş ve kendilerine birtakım ilahlar uydurmuşlardır. (putlara,ineklere, ay'a tapma gibi.) Hiç mi etraflarına bakmazlar. Bunca âlemi, göğü ve üzerini, yeri ve yerin dibini, ikisi (yer-gök) arasını o birtakım uydurdukları ilahlar mı yarattı. Hayır! yaratmak ancak ve ancak Allah'a mahsustur. Ayrıca İnsanlar yaratamaz, sadece yaparlar. Ne yazıkki zamanımızda "Yaratmak" kelimesi insanlar üzerinde söylenmeye başlandı. Konuştuğumuz her sözcüğün, yaptığımız her hareketin hesabını vereceğiz. Bu anlatılanları "akıl sahibleri" daha iyi anlar. Çünkü gerçek mü'min, imân ve ibâdetinde titiz davranan ve kuralı gereğince uygulayan kişidir. Ben müslümanım diyerek namaz kılmamak münâfıklıktır. Veyahutta diğer ibadetleri yapmamak aynı şekildedir.

Şunu aklımızdan hiç ama hiç çıkarmamamız gerekiyor. Allah'ın benzeri,dengi hiçbirşey yoktur. Bilindiği gibi "Cihad" farzdır. İnanınki Allah yolunda en büyük cihad, kişinin kendi nefs'ini yenmesidir. Eğer şeytan mahlukatı, nefsinizi eline geçirirse dünyada bilinçsiz yaşarsınız. Yani câhillik durumunda olursunuz. Bu tür yaşayan kişiler "hayvan" canlılarından hiçbir farkı yoktur Allah katında!! O yüzden niçin ve niye yaşadığımızı, nereden ve nereye gideceğimizi, özellikle görünür-görünmez her yaptığımız amelin hesabını Allah'a vereceğimizi unutmayarak, ibadeti bırakmamalı ve onun (Allah'ın) bize ilettiği her türlü dini değerlere sahip çıkarak korumalıyız. Bununla da kalmayıp yaymalıyız.

Dünya, sadece oyalanma yeridir. Sınırlı bir zamânı vardır. Sınırsız ve sonsuz olan Allahtır. Onun vaadettiği âhiret hayatı vardır. Âhiret zamânının sonu olmayan bir değeri vardır. Kıyâmet ile başlar ve bitişi olmaz. Hesap günü (kıyâmette) mü'minler ve kâfirler ayrılırlar. Cennet ve cehennem ehli olmak üzere ucu bucağı olmayan yurtlara gönderilirler. Kıyamet koptuktan sonra, tekrar dirilme gününde, insanlar saf saf Allah'ın huzuruna gelirler ve hesap işlemi başlar. Âhiret hayatı hakkında bilgi edinmek için tıklayın!

Sakın kendinizi tanımayı unutmayın, çünkü çoğu insanı kendi nefsi(canı) yönetiyordur. Nefsi ele geçiren ise şeytandır. Nefsinizi terbiye etmeniz sizin elinizde. Nefs hakkında bilgi edinmek için tıklayın!

Anlamını öğrenmek istediğiniz Dini bir Sözcük olursa "Dini Sözlük" sayfamızı herzaman ziyaret edebilirsiniz!



Sitede yer alan reklam içeriklerinin dinibilgiler.gen.tr ile bir bağlantısı yoktur. Reklamların konusu dine aykırı ise, şiddetle men etmekteyiz.
Sitemizde yer alan herhangi bir yazı, makale, resim, reklam gibi yerlerdeki olumsuzluk ifade eden şeylere rastlarsanız HATA BİLDİRİM sayfamızdan bize iletebilirsiniz.
Değerli vaktinizi aldığımız için özür dileriz. Allah(cc) her işinizde yardımcınız olsun. (amin)


Sitemizin ErenlerYazilim.com tarafından yapılmıştır.

HERŞEY ALLAH(cc) RIZASI İÇİN
Dinibilgiler.gen.tr 2007-2015  -  Site EM@il >